14 Ocak 2018 Pazar

BEYAZ


TAMAM DA NİYE BEYAZ?



          Beyaz eve geldiğinde böyleydi.



              Beyaz, Minnoşun oyuncağıyla oynarken.

                         Güzel gerdan kırar.

Beyaz’ a ölüm artığı diyorum. 
Kirada oturduğum sitede bir ağacın üstünde gözleri kapanmak üzereyken ciyak ciyak bağırırken bulunmuş. Tedavisi yapıldıktan sonra da dışarıda kalmasına içim el vermedi. 
Biraz büyüsün dışarıya ve dışarıdaki kedilere alışır, 6 aylık olduğunda kısırlaştırır, kafam rahat olarak evime taşınırım diye düşünmüştüm. 
Bensiz dışarıya çıkmadı. Bahçeye ve balkona benle beraber çıktı. İçeriye bir şey almaya girdiğimde ise hemen arkamda bitiverdi. 
Dışarıya bir türlü alışamadı.


   Minnş’ un 3-4 kere kullandığı yatağın keyfini sürerken.


                               Ne güzel uyuyor.



                       Şu güzelliğe bakar mısınız?


                         Yerim seni kız.

Bodrum’dan giderken (buraya gelecek eşyaları kolilemek için) Beyaz’ ı da beraberimde götürdüm. 
Bıraksam hayatını idame ettiremeyecekti. O zaman küçükken alıp hayatını kurtarmanın bir anlamı olmayacaktı. Taşınma ortamından etkilenmesin diye de ablamın evine bıraktım. 
Ben de günü birlik gidip eşyalarımı koliledim. Benim için yorucu oldu ama olsun. Canı sağ olsun.

                                Beyaz ve Midilli.


                     Güzelim benim.

Niye Beyaz?
Site içerisinde beslediğim her bir kediye ilk başlarda isim veriyor ve isimleriyle çağırıyordum. 
Kedilerin sayısı çoğaldıkça isim vermekten vazgeçip renklerine göre siyah, kahve, sarı diye çağırmaya başladım. Beyaz da bu şekilde isim alanlardan. Evimin kedisi olacağını bilmiyordum ki. Daha sonra da ismini değiştirmek istemedim. Çünkü Beyaz ismine alışmıştı.



           Beyaz’ ın son hali. 

Bodrum’ a gelirken taşınmadan etkilenmesin diye Beyaz’ ı getirmedim. Evde rahat etsin diye bir takım değişiklikler yapılıyor. Balkonda beraber keyif yapalım diye kapatıldı. Karşılaştığımızda bana tepkisi ne olacak diye merak ediyorum. Söylenenlere göre o tarafa o kadar alıştı ki 
“Sen yoluna ben yoluma.”
diyecek diye de korkuyorum. Bakalım ne olacak?


NOT :
Fotoğraflar (son 2 fotoğraf hariç) ve video bana aittir. Fotoğraflar Beyaz’ ın ilk halinden şimdiki haline doğru bir sıralama halinde sunulmuştur. 

1 Ocak 2018 Pazartesi

YENİ YIL YENİ GÜN İŞTE ADINA NE DERSEN


HER GÜN YENİ BİR GÜN



2018 yılının ilk gününe sessizce girdim. Esasında sessiz giren bendim oysa iki etrafım çok gürültülüydü. 2017 yılını bitirip 2018 yılını karşılayacağım yere gitmek üzere evden çıkarken telefonumu yanıma almak istemedim. Yok fotoğraf çekmek yok video kaydı yapmak, sosyal medyada paylaşmak... Niyetim bu yıl ve takip eden yıllarda bu durumdan sıyrılmak. Zaten telefon, telefon özelliğinden sıyrılıp her boku yapan şey durumuna geldi.



Bu yıl da kendimle ilgili bir takım kararlar aldım. Gelecek uygulaması hakkında ipuçları verecektir. Bir süredir sosyal medyayla  arama mesafe koydum. Öyle de devam edecek. Emekli olduktan sonra günlerin isminin bir anlamı kalmadı. Bir şey yapmam için hafta içi ya da hafta sonu gibi tanımların olmasına gerek yok. Hatta kutlama yapmak için günün özel bir isminin olmasına bile gerek yok. Her gün yeni bir başlangıçtır ve özeldir.



2018’ i kararlarınızı uygulayarak, her bir canlıya size davranılmasını istediğiniz gibi iyi davranarak, güzel, sağlıklı, mutlu olarak geçirmeniz dileklerimle... 
İstediğiniz gibi yaşayın emi. 

NOT :
Fotoğraflar bana aittir.

21 Aralık 2017 Perşembe

NOSTALJİ



NOSTALJİ



Kimi zaman yağmurlu çoğu zaman güneşli Bodrum’ un kış günlerinden alıp sizi yaz sıcaklarının olduğu günlere götüreyim mi? Hani her tarafın vıcık vıcık kalabalık olduğu, gürültünün son safhada olduğu zamanlara. Zaten burada yaşamaya karar verdiyseniz bunu kabullendiniz demektir. Onun için ikide bir şikayet etmeye gerek yok. Kışı ayrı bir güzel yazı ayrı bir güzel. Yazın o kalabalığın içine fazlaca girmezsiniz olur biter. Yaz, festivallerin ve konserlerin çokça olduğu bir dönem olduğu için istemezsem de o kalabalığın içerisine karışıyorum.



https://youtu.be/-Jcvud7B5Rg



https://youtu.be/VuSGggaW6eU

Bu yaz sanatçı konserlerinden sadece Erol Evgin ve Edip Akbayram konserlerine gittim. Festival biletlerini önceden aldığım için konser tarihlerinde çakışma söz konusu oluyor. Gerçi bu sanatçılar dışında gitmek istediğim bir konser de yoktu.



https://youtu.be/Pn4KZM654zQ



https://youtu.be/EeHAvW6OewU

Yıllar önce dinlediğim bu iki sanatçıyı yıllar sonra geçmişe yolculuk ederek dinledim. Geçmişte yaşanan duyguların şimdiki zaman içerisinde aynı şeyleri yaşatması mümkün değil ama anılara yolculuk etmenin ayrı bir güzelliği var. Ben ve karşımda ki sanatçı fiziksel olarak gençliğin vermiş olduğu tazeliği geçmişte bırakmışız. Duygular bile şu ana kadar ne değişimlerden geçmiş. Düşünülmeden sorumsuzca yaşanan bir hayat şu an için söz konusu olur mu?. Yaşanmışlık beraberinde mantığı devreye sokuyor. Geçmişte neyle karşılaşacağını bilmeksizin yaşamın kucağına kendini atarken şimdi hayatında böyle bir şey istemiyorsun. Her şeye sanki biraz daha temkinli yaklaşıyor insan.

Keyif alarak izlediğim konserlerdi.


NOT :
Fotoğraflar ve video çekimleri bana aittir.

2 Aralık 2017 Cumartesi

İKİ YIL NE ÇABUK GEÇTİ

GÜZEL GÜNLER BİRBİRİNİ KOVALIYOR



Bodrum’ da ikinci yılımı bitirdim. Bodrum’ a gelirken iki ya da üç yıl kirada oturur daha sonra evimi alırım şeklinde kafamda kurgu yapmıştım. Kirada oturduğum eve bir yıl daha tahammül edemiyeceğime karar verdiğim an 2017 eylül-ekim ayını kiralık ve satılık evlere bakmakla geçirdim. Benim için yorucu bir dönemdi. Ev fiyatlarını duydukça bazen ümitsizliğe düştüm. Eski ev alıp içini yenilemek ise bana göre bir uğraş değildi. Tabii ev ararken merkezde olsun, bahçe katı olsun, yüksek giriş olsun, şöyle olsun böyle olsun diyerek arama yapıyordum. Fiyatlar... Beni teğet geçiyordu. Almak istediğim ev için fazla para vermek istemiyordum çünkü başka hayallerim de var. Yorgun düştüğüm bir gün karşıma bir ev çıkıverdi. Sıfır... Uğraşmayıp hemen geçip oturacaktım. Hem de kafamda ki fiyat. Yok bahçe katıymış, şuymuş, buymuş vazgeçip almaya karar verdim. Benim için fırsattı. Değerlendirdim. Koşuşturma, stres, taşınma bana çok yorucu geldi. Bir süre sonra hastalandım. Hatta içimden birine beddua mı edeceksin “ inşallah evini taşırsın” de yeter diye geçirdim. Şimdi bir an önce iyileşmek için gayret ediyorum. Balkonu çiçek bahçesi yapmak gerek. Bahçeye güzellik katmak gerek. Öyle her yer taş olur mu? Bir köşede nar ağacı olsa, diğer tarafta bir limon ağacı, Bodrum’un vazgeçilmezi begonvil renk renk bahçede yerini alsa... Yavaş yavaş.



İki etraftaki evlerin bahçeleri yeşil yeşil ışıldarken nasıl bir kafa bahçenin beton kalmasını isteyebilir? Ama merdivenimiz baştan son basamağa kadar çiçek dolu. Hem bahçe hem ev, Bodrum kişiliğini kazanacak.



Bodrum’ u seviyorum ve artık kendimi buralı olarak görüyorum.

NOT : Fotoğraflar bana aittir.

11 Kasım 2017 Cumartesi

PÜSKÜLLÜ (ÖYKÜ 33)


PÜSKÜLLÜ



Sabah uyandı. Kahvesini hazırladı ve balkona çıktı. Güne kendini teslim etmişti. Kahvesini yudumlarken kuşların verdiği konser ona eşlik ediyordu. Gözü ise ilerideki zeytin ağaçlarının arasından fırlamış evleri seyrediyordu. Her türlü konfora sahip olduğu belli olan evler Bodrum' a yakışmıyordu. Bir kaç seneye kalmaz tepenin üstü bu pahalı evlerden geçilmezdi. Yabani hayvanlara yaşam alanı bırakılmıyordu. Kışın bir sabah yabani bir domuz karşı bahçeden korkusuyla birlikte kendini yola atmıştı. Peşinde sürekli havlayan köpeklerle tepeye doğru koşuyordu. Gitmek istediği yere gidememişti. Bir silah sesi sessizliği yeniden sabaha teslim etmişti. Bunları düşünürken Püsküllü geldi. Tüylü bir kedi olduğundan bu adı vermişti. Birileri abisiyle birlikte onu siteye bırakıp gitmişti. Ev kedisi olduğu belli şaşkın iki kedi bir süre sonra bu balkonu keşfedip mesken edinmeye başladı. Püsküllü her zaman yaptığı gibi karşısına geçip konuşmaya başladı. Bu sefer niyeti kendini sevdirmek değildi. Oysa 24 saat sevseniz yeter demeyen bir kediydi. Bir telaş, bir huzursuzluk vardı miyavlamasında. Huzursuzluk ona da geçti.
"Ne diyorsun kızım?"
diye sordu. Bu konuşmadan cesaret alan Püsküllü iki etrafında dolaşmaya başladı. Dili dışarda hızlı hızlı soluyordu. Olağan bir durum vardı sanki. Durumu anlamaya çalışıyordu. Başını okşamak istediğinde yere uzandı ve hemen sonra kalktı. Telaşı ve huzursuzluğu devam ediyor, gittikçe de artıyordu. Arkasının yaş olduğunu farketti. Bu sıcak havada kediler kimi zaman serinlemek için çiçeklerin sulanmış toprağına uzanıyordu. Ama bu öyle bir ıslanma değildi. Zaten hamile olduğunun farkına bu hafta varılmıştı. Oysa karnı o kadar da büyük değildi.
"Yoksa doğuracak mı?"
diye düşündü. Telaşlandı. Nereye doğuracaktı? Bir yer düşünülmemişti ki. Kendisi de bir yer seçmemişti ki şu an karşısına geçip soran gözlerle bakıyordu. Telaş içinde veterineri aradı. Kedinin durumunu anlattı. Ne yapabileceğini sordu. Temiz bir kutu içine temiz bir havlu sermesi ve fazla rahatsız etmemek şartıyla ara ara kontrol etmesi söylendi. Anormal bir durumda müdahele etmek gerekebilirdi. Telaşlanmıştı. Kutuyu nerden bulacaktı. Püsküllü ise kısa kısa
"Mav"
deyip duruyordu. Hemen aklına daha yeni kısırlaştırılan kedinin yavrularını büyüttüğü yuva aklına geldi. Onu almak üzere merdivenleri hızlıca inmeye başladı. Püsküllü de onunla birlikte geliyordu. O nereye giderse arkasından koşturuyordu. İki tane telaşlı ve huzursuz canlı birbirini takip ediyordu. Komşu evin deposundan aldığı yuvayı evinin merdiveni karşısına balkondan görebileceği bir yere yerleştirdi. İçine girmesini bekledi ama nafile. Püsküllü telaşla etrafında dönüyordu. Ara ara yere uzanıyordu. O zaman karnındaki kasılmaların farkına vardı. Paniklemek istemedi. Telaşı biraz daha artmıştı. Alt katında kimse oturmuyordu. Yuvayı aldı ve girişe güzelce yerleştirdi. Püsküllü hala kendisini takip ediyordu. Birbirlerine baktılar.
"Kızım en uygun yer burası, beğenmemezlik etme."
dedi. Diğeri anlamış gibi sessizce yuvaya girdi. Göz atıp yukarıya çıktı. Merak içinde bekledi. Olumsuz bir şey yaşanmamasını diliyordu. Yirmi dakika sonra dayanamayıp aşağıya indi. Küçük sarı yavrusunu temizliyordu. Rahatsız etmemek için hemen yukarı çıktı. Sorunlu bir doğum olmamasına sevindi. Telaşı ve huzursuzluğu bitmişti. Mutluydu. Her yirmi dakikada bir aşağıya iniyordu. Püsküllü dört yavrulu bir anne olmuştu. Onun da telaşı ve huzursuzluğu bitmişti. Yuvasının yanına bir kap mama ve su koydu. Onu yavrularıyla baş başa bırakıp yukarı çıktı. O gün ortalıkta hiç gözükmedi. İkisinin de kafası rahattı. Yukarıya geldiğinde mamasının bittiğini anlıyordu. Tabii her zaman mama için çıkmıyordu. Sevgi istiyordu. Sevilmek istiyordu. Karşısına geçip
"Mav, mav"
diye konuşmayı da seviyordu. Artık yanında eskisi gibi uzun zaman geçirmiyordu. Bir gün yuvaya mama bırakmaya indiğinde yavrunun biri yuva dışında cansız bedeniyle öylece duruyordu. Üzüldü. Ertesi gün ne Püsküllü ne de yavruları yuvadaydı. Meraklanmasına gerek kalmadan Püsküllü geldi. Mamasını verdi. Sevdi. Konuştu. Fazla oyalanmadan gitti. Ertesi sabah bahçedeki kedilere mama verirken Püsküllü ve üç yavrusunu yakın zamanda kısırlaştırılan bir başka kedinin yavrularını büyüttüğü depoda gördü. Bir kaç gün sonra yavrulardan birinin parçalanmış vücuduyla karşılaştı. Üzüldü. En hareketli yavrusuydu. İri gözleri vardı. Sarı benekleri olan güzel bir beyaz kediydi. Artık siyah beyaz renklerin karışımından oluşan ikiz yavruyu andıran kediler kalmıştı. Bir süre sonra iki yavrusunu site içerisinde başka yere taşıdı. Acıktığında geleceği yeri biliyordu. Eninde sonunda yavrularını da alıp tekrar gelecekti. Böyle düşünüyor ve bekliyordu. Öyle de oldu. İki ay ne çabuk geçmişti. Anne sütü yanında yavrulara destek olması için mama vermeye başladı. İki yavru birbirleriyle oynarken Püsküllü saklandığı yerden onları izliyordu. Bir sabah kedilere mama verirken yavrulardan birinin cansız bedeniyle karşılaştı. Püsküllü yavrusu Midilli ile baş başa kalmıştı. Yavru, annesi yanında olmasa da hayatını devam ettirecek görünüyordu. Püsküllü yavrusuyla pek ilgilenmiyordu artık. Karşı bahçede koşuşturmaya başlamıştı. Erkek kediler etrafında dolandığı için her an tekrar hamile kalabilirdi. Veterinere götürdü. Çocuk sahibi olamayacaktı artık. Midilli kendinden büyük kedilere kafa tutuyor, mamanın bulunduğu kabı onlara bırakmıyordu. Büyüklerse onun hareketlerini küçük olmasına verip ses etmiyor ve kaptan ayrılmasını bekliyorlardı. Kendine oyun arkadaşı bulmuştu. Onun da adı Beyaz'dı. Birlikte güzel zaman geçiriyorlardı. Beyaz'ın evine gidiyordu bazen. Mama kabında güzel mamalar oluyordu. Beyaz onlardan yemesine ses etmiyordu ama evde kalmasını da istemiyordu. Oynaşıyorlar Beyaz sıkılınca ayrılıyorlardı. Hayat her canlıya eşit davranmıyordu. Etrafında bulunan kedilere elinden gelen yardımı yapıyordu. Karşılıklı birbirlerine sevgi veriyorlardı. Bu kadar bağlanmak iyi değildi. Evinin önündeki dar bir yolda gözünün önünde bir kedinin üstünden hızla bir araba geçti. Son anlarını görmek üzücüydü. Püskül' lünün abisiydi. Ölüsünü kaldırdığı kaçıncı kedi olmuştu bu? O gün olayın etkisinden kendini kurtaramadı. Mama verdiği tüm kedilerle arasında bir bağ vardı. Taşınacağı yeni evinde mama verme dışında kedilerle bir iletişim kurmak istemiyordu. Küçüğünden büyüğüne hepsi tatlı ve sevgi doluydu ama yakınlaştıktan sonra vazgeçmesi zordu. Geriye belleğinde yer eden ve unutamayacağı anılar kalacaktı. Minnoş' u her zaman hatırlayacaktı. Ne yaptığını düşünmeden edemeyecekti. Ara ara yolunu bu taraflara düşürüp kontrol maksadıyla mama verecekti. Hepsinin yeri ayrıydı. Midilli' yi nasıl unuturdu. Ya ayağının dibinden ayrılmayan isimsiz kedileri. O duygu vücudunun her tarafına yayılmaya başladı. Beyaz' ı ve eşyalarını alarak üzüntüsüyle birlikte bundan sonra oturacağı evine doğru yola çıktı.

30 Eylül 2017 Cumartesi

HAYVAN SEVGİSİ


HAYVAN SAHİBİ OLAN HER İNSAN HAYVAN SEVİYOR DEMEK DEĞİLDİR


Sosyal medya paylaşım sitelerinde hayvanlarla ilgili güzel paylaşımları keyifle ve mutlulukla izliyorum. Hayvanlara kötü davranan insanların videosuna, fotoğrafına bakmaya tahammül edemiyorum. Bu tür suçların cezası ağır olmalı. Küçük bir para cezasıyla kurtulmamalı olayı gerçekleştiren. Çünkü yapılan her ne olursa olsun bir canlıya yapılıyor. Yarın bir gün bu canlı, hayvan olmaz da insan olur. Nitekim bu konunun uzmanlarını dinlediğinizde hayvanla başlayan şiddet veya ölüm insanla son buluyor.

                             "Minnoş"

Sizlere kedilerimden bahsedeyim mi? 
"Minnoş" u biliyorsunuz, ilk göz ağrım. 
Diğer kedilerle yakınlığım sayesinde başladı. 
İki etrafımda kedi sayısı arttıkça onlar hakkında bir şey bilmediğimin farkına vardım. Bilgim arttıkça da onları daha iyi anlamaya başladım. Sevgi, isteklerinin başında geliyor. Yanınıza gelen her kediyi sizden mama istiyor sanmayın. Göz kırptığınızda onların da size (güvendiklerini göstermek için) nasıl göz kırptığını izleyin. Elinizi kendisine yaklaştırdığınızda size nasıl yanıt verdiğini gözlemleyin. Dost/düşman çok güzel ayırt ediyorlar. Dost gibi yaklaşıp düşmanca davranan insanları (canileri) bunun dışında tutuyorum. Bu insanları görünce onlardan uzak durun. Bir gün size de aynısını yapacaklardır. 

               "Minnoş" un ilk zamanları


       "Minnoş" la suluboya resim yaparken

Minnoş eve gelmiyor artık, tam bir sokak kedisi oldu. Sitedeki diğer kedilere sabah-akşam mama verdiğim saatlerde Minnoş da karşı evin bahçe duvarına oturup beni bekliyor. Önceleri istediği zaman eve geliyor açsa mama kabına mama yemeye gider, oyun oynamak istiyorsa yanıma gelir oynaşırdık. Gideceğim her yere götüreceğimi düşünürdüm. İnsan düşündüğü her şeyi eyleme dökemiyor. Site içerisinde mama verdiğim kediler Minnoş' a mama vermeye dışarı çıktığımda yavrusundan yetişkinine beni takip ediyor. Bu beni ve "Minnoş" u rahatsız ediyor. Tabii ikimizin de rahatsız olduğumuz alanlar farklı. Benim derdim iki bahçe arasındaki yol. Buradan arabalar çok hızlı geçiyor. Kediler ise yola birdenbire dalıyor. Biri arabanın altında kalacak diye ödüm kopuyor. Umarım buradan taşınıncaya kadar böyle bir olaya şahit olmam. Ahh Minnoş ahh. 
Ne var içeriye gelsen de beni bu eziyetten kurtarsan. 


Sağ ön patisi aksıyordu, çok küçüktü, belliki annesi terk etmişti. Her acıktığında geldi ciyak ciyak bağırdı. Üşenmedim saat kaç olursa olsun indim mama verdim. İlk önceleri kaçtı benden daha sonra yanımdan ayrılmadı. 
Şimdi böyleyiz.

                   "Yaman" ın ilk halleri

                   "Yaman" şimdiki hali

Evime taşındığımda buradaki kedilerle iletişimim kopacak. Onlar beni arayacaklar, ben ise hepsini özleyeceğim. "Yaman" mama saatleri dışında gün içerisinde illa beni görmeye gelir. Kapı kapalıysa farklı bir seslenişi var ki bu ses onu diğer kedilerden ayırır. "Püsküllü" karşıma geçip konuşmayı sever. Ben de ona eşlik ederim. "Mazlum" sessiz, sakin bir kedi. Gözümün içine bakar ve çağırmamı bekler. Çağırdığımda ise basamakları ikişer üçer atlayarak çıkar. Sessizce yanıma ilişir ve sevmemi bekler. "Pörtlek göz" le anlaşmamız biraz uzun sürdü. Bir kediyle kavgasında ön patisi yaralanmıştı. Yaklaşmama izin vermediği için yaranın iyileşmesinde bir faydam olmadı. Mama zamanı yukarıya çıkamadığı gibi diğer kedilerin arasına karışıp mama yemiyordu. Ona diğerlerinden ayrı bir yerde mama verdim. Bir süre sonra benden kaçmayı bıraktı. Patisi iyileştiğinde ilk yaptığı yanıma gelip ayaklarıma sürtünmek oldu. Sevmeme izin verdi. İsim taktığım bu kediler dışında isimsiz olanlar çoğunlukta. İsmi olanlar ilk baştan beri bir arada olduklarım diğerleri sitenin başka alanlarından sonra katılanlar. 

     "Püsküllü" ve arkadaki yavrusu "Midilli"



 Yukarıda kısırlaştırılan üç yavrunun ilk halleri

"Püsküllü" ile birlikte kısırlaştırdığım üç yavru sürekli balkondalar. Balkonda kahvemi ya da içkimi yudumlamak için oturduğumda hemen iki etrafımda yerlerini alırlar. Bunu gören diğerleri de eşlik etmeye başlarsa balkon sefamı bitiririm. Çünkü bir yerden sonra insanı bunaltıyor. 

                   Balkona çıkmaya gör


Gittiğim yerde yakın civarımda kedilere mama vermeyip kimsenin rahatsız olmayacağı boş bir alanda mama vermeye devam edeceğim. Oturduğum Sitede yazlıkçılar ve tatilçiler gitti, tüm kediler benim burada. Tamam kedileri seviyorum da bu kadarının fazla olduğunu düşünüyorum. Kapı tıkırtısını duysunlar nerden çıktıklarını anlamadan iki etrafıma doluşuyorlar. Merdivenden inerken birini ezmemek ve düşmemek için harcadığım çabayı görmelisiniz. Merdivenden yuvarlanmanın nelere mal olacağını bilirim. Birincide şanslıydım bir yerimi kırmadan atlattım. Vücudumdaki çizikler ve morluklar (inceden inceye sızı) bir aydan fazla sürede geçti. Tabii burada yanlışı yapan ben (yanlış olduğu da sorgulanır ya) . Her gün sabah akşam belirli saatlerde mama veren ben. O saatlerde doluşan onlar. Bir süre sonra bana alışıyorlar, mamadan sonra da bana yakın zamanlarını geçirmeye başlıyorlar. Onlar bana oyun yapıyor, ben onlara karşılık veriyorum. Bu andan sonra beni nerde görseler yanıma koşuyorlar. Esasında kimsede suç yok. 
Ahh keşke (hiç sevmem bu kelimeyi) bazı insanlar gibi arada sırada aklıma estiğinde mama verebilseydim. O zaman ne onlar ne ben bu derece yakınlaşırdık. Bu yazdıklarımdan ters bir şey çıkarılmasın. Kedileri sevin, sevmiyorsanızda kötü davranmayın. Onlar da sizler gibi yaşam hakkına sahip. 

           "Beyaz" la ilk tanıştığımız günler


                  "Beyaz" şimdi böyle

"Beyaz" ben nereye gidersem gidecek. 
Güzel anlaşıyoruz. Şartlanmam yok. Gideceği yeri benimsemesi önemli. Akıllı bir kız. 


Havuz kenarında tek başına gördüğüm andan itibaren sevdiğim, içimin ısındığı yavru erkek kedi. Sabah ve akşam ona mama götürdüğümde 
"hadi sen de diğerleri gibi eve gel." 
derken bir gün diğerlerinin arasında mama yerken gördüm. 

                              "Midilli"

         "Beyaz" ve "Midilli" oynarken

      "Midilli", "Beyaz" ın oyun arkadaşı

"Midilli", "Püsküllü" nün dört yavrusundan hayata tutunan tek yavrusu. Ayak boyu kısa olduğu için bu adı koydum. "Beyaz" ın oyun arkadaşı. İkisi güzel vakit geçiriyor. "Beyaz" sıkılınca eğer dışardaysalar onu bırakıp eve geliyor, yok içerdeyseler onu dışarıya çıkartıyor. 

Son söz olarak hayatınızın bir köşesinde bu güzel canlılara yer verin. Elinize, gönlünüze, ruhunuza dokunmasına müsade edin. 

NOT :
Fotoğraflar bana aittir.
İçli dışlı olduğum kedilere iç ve dış parazit damlalarını yapıyorum. Her kediye yapmamın mümkünatı yok.

19 Eylül 2017 Salı

BODRUM' DA EYLÜL AYI


TATİL YAPILACAK EN GÜZEL AYLARDAN BİRİDİR



Yaz sıcağını yaşamak üzere gelen tatilciler ve yazlıkçılar sonbahara teslim olmaya başlayan Bodrum' u terketmeye başladı. Bodrum' un bu güzel günlerini bilen insanlar ise bilinçli bir şekilde tatil seçimlerini bu ay ve takip eden sonraki aylarda yapıyor. Bodrum merkez yazın yaşanan o bunaltıcı kalabalık kadar olmazsa da her daim kalabalık. Kimi insanlar kışın buraları sessiz, kimsenin olmadığı yerler olarak düşünür. Öyle de düşünsünler. Bodrum korna sesinden, gürültüden, bağrış-çağrıştan uzak sahil kasabası görünümünü alıyor demektir. Bodrum' u her şeyiyle seviyorum. Koşulsuz yerleşmem de ondandır. Zaten bir yere yerleşmeyi düşünüyorsanız onu her haliyle kabul etmeniz gerekir. Hayal etmekle gerçeği yaşamak birbirinden o kadar farklı ki...



Eylül ayı güneşinden ve denizinden yararlanmaya devam edilecek bir ay olmasının yanı sıra festivaller açısından bereketli bir aydır Bodrum için. Kimi festivaller aynı tarihlere denk geldiğinden proğramlar arasından seçim yapmak zorunda kalıyor insan. Bazen aylar öncesinden satışa sunulan bir festivalin biletini almak bir başka festivale gitmeyi engelliyor. Bu durumlarda boş bir güne denk gelen aktivitenin biri veya bir kaçı için bilet alabiliyorum. Tabii seçimimi oturduğum yere yakın mekanlardan yana yapıyorum. Ne bileyim bir konsere, bir gösteriye v.s. giderken kendimi yoracak yerleri tercih etmiyorum. Güzel bir etkinlik sonrası evime gidip o güzelliği sessiz sedasız içime sindirmeye çalışıyorum. Diğer türlü kendimi Bodrum gecelerine bırakıyorum. Dolayısıyla her türlü eve keyifli, güzel, mutlu, huzurlu bir şekilde gidiyorum. 




08/Eylül akşamı Bodrum Caz Festivalinin açılışını Sibel Köse ve Bodrum Oda Orkestrasının verdiği konserle yaptım. Güzel bir konserdi. Orkestranın verdiği konser izleyicileri coşturur nitelikteydi. Orkestranın kendi sanatçısı da güzel bir konser verdi. Keyifli bir akşamdı.



https://youtu.be/LUA8BMI8FH4


09/Eylül akşamı Bodrum Caz Festivali kapsamında Ayhan Sicimoğlu Bodrum kalesinde fırtına gibi esti. İzleyicileri coşturdu, oynattı, eğlendirdi. Hayret ilk defa bu konserde konserin bitiş şarkısında insanlar yerlerini terketmedi. Sadece daha rahat fotoğraf ve video çekmek üzere sahnenin önüne indiler. 



Konser bitmesine rağmen izleyici alkışlarıyla sanatçı ve grubunu bırakmadı. O saatten sonra herkes ayakta kimisi alkışla kimisi oynayarak kimisi çekim yaparak şarkılara eşlik etti. 



https://youtu.be/PQPBgwH3THw



10/Eylül akşamı Bodrum Caz Festivali kapsamında Karsu Dönmez Bodrum Kalesinde güzel bir konser verdi. Bildiğimiz popüler şarkılardan bir kaç tanesini de caza uyarlanmış şekilyle sundu. Konser bitiminde alkışlarla sahneye çağrılan sanatçı videoda ki şarkıyla proğramını bitirdi.  



https://youtu.be/qZK-oRzl1sk


13/Eylül akşamı Bodrum Kalesinde Bodrum Oda Orkestrası, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası tarafından "Klasiklerden Günümüze" konseri gerçekleştirildi. Hem orkestra ( Şef Nesrin Bayramoğulları ) hem de solistler ( Aydın Uştuk, Ayşe Şener, Beril Yürekli Er, Zafer Zencirli ) izleyenler tarafından alkış yağmuruna tutuldu. Bis bis...




14/Eylül'de Bach Bodrum Klasik Müzik Konserleri kapsamında Bodrum Kalesinde Jiri Barta, Nazlı Erdoğan, Prezioso String Quartet güzel bir akşam yaşattı. Bach Bodrum' da konserler dizisinden sadece bu konsere gidebildim. 




16/Eylül'de Bodrum Caz Festivali kapsamında Bodrum Kalesinde Jülide Özçelik vardı. Bu festivalin kapanışı 17/Eylül ama ben bu konserle kapanışı yaptım. Bach Bodrum Klasik Müzik Günleri ve Bodrum Caz Festivali kapsamında gittiğim konserler bunlar. 
Bodrum devaammmm. 


Festivallerle dolu bir Eylül ayı geçiyor. Hayatınıza bir sanat dalının dokunmasına müsade edin. İster izleyerek, ister dinleyerek, ister çizerek, ister çalarak, ister oynayarak... işte nasıl istiyorsanız öyle olsun. Yeterki siz kucak açın sanat sizi kucaklayacaktır.


NOT :
Fotoğraflar ve videolar bana aittir.